For English

http://leo-eng.blogspot.com/

Not:
Mozilla Firefox kullanıcılarının sayfayı düzgün görüntüleyebilmesi için Explorer-Tab eklentisini yüklemeleri gerekir.
Mozilla'nın orijinal sitesinden yüklemek için BURAYA tıklayın

Yükleme sonrası siteyi IE sekmesine açarak görüntüleyebilirsiniz

21 Ekim 2009 Çarşamba

Fantastik bir grubun sıradan diyaloglar #2

X) Leo, pınar, sedat ve AEE; king oynamaktadır. Muhabbet bir şekilde şu noktaya gelir:
...
AEE: King'den kız mı kalkar, nerede duyulmuş?
Pınar: Ben kalkarım!
Sedat: NEEEE?


1) Leo ve Pınar, Fatihin evinin nerede olduğu hakkında konuşmaktadır, uzun çalışmalardan sonra Leo hatırlar gibi olur ve haykırır: "Ahanda galiba hatırladım, iskele başı'nda kalıyordu"

Pınar: O dediğin yer baltalimanı olmasın kuzum?

Leo: Şeyy...

2) Mert ve Fatih Bant Aggro destesinde neden elspeth olduğunu tartışmaktadır, o sırada Leo gereksiz bir azametle onlara dönerek konuşur

"Odesdelsbesdeste! Tabiki de olur!" ( O deste Elspethlik deste demeye çalışmıştır )

Bunun ardından Leo'nun suratını kaplayan muhteşem-açıkladım-herşeyi ifadesi de gelince:

Fatih: Hmm, evet çok doğru
Mert: Abi ne dedi ki bu ben anlamadım
Fatih: Bilmem, ben sadece onaylamam gerektiğini düşündüm?


3) Leo ve Pınar ünlü bir elektronik mağazasında 2+1 ses sistemi beğenmektedirler, o sırada mağaza görevlisi olaya damlar:
"O marka dandik gelin size şunu vereyim" ( dandik olarak adlandırılan marka Creative, vermek istediğiyse adını duymadığım bir marka)
Bunun üzerine işi inada bindiren Pınar dandik denilen ürünü almaya karar verir, ve görevliden 2. bomba:
Görevli: Ondan kalmamış bizde
Pınar: Depodan getirtin?
Görevli: Orada da yok
Pınar: Başka şubenizde var mı?
Görevli: Bir bakayım ( bilgisayara yönelir )
Görevli: Sadece anadolu yakasında var ( Ama çok uzak siz gitmezsiniz keh keh )
Pınar: ( bilgisayara göz atma fırsatı bulmuştur ) Bakın orada taksim şubesinde de var diyor.
Görevli: Aaa, gerçekten de öyle, ama bakın orada 2 tane kalmış biri kesin teşhirdir, diğeri de ööö... bozuktur! (Abart)
Pınar: Tamam ben taksime gidiyorum teşekkürler...

Taksimdeki şubede neyseki daha karakter sahibi bir mağaza görevlisi vardır
Pınar: Şu ürünü alacaktım ben ( kodunu filan söyler )
Görevli: Bakayım bizde var mı ondan?
Pınar&Leo: VAR VAR 2 TANE VAR!
Görevli: P-Peki tamam h-hemen getiriyorum!

4)Rüzgarlı bir gün, Yıldız BKFK Standı...

Rüzgar: Püfff!
AEE: pöffff (Saçları uzundur)
Leo: kıkır :) (Saçları daha az uzundur)

Rüzgar: Püfüdüüü!
AEE: Pöfff! (Saçlar çılgınca uçar )
Leo: kıkır kıkır =))) ( Saçlar ahenkle dalgalanır )

Rüzgar: Püfürrr!
AEE: YETER ULAN SAÇLARIM GÖZÜME DOLDU!
Leo: -dumur-
Leo: ( bunu şarkı mı yapsam acaba )

5)Yıldız BKFK klüp odası, akşam vakitleri ortalıkta muhabbet dönmektedir, odaya giren akşam güneşinin Pınara gelmesini fırsat bilen Leo centilmenliğini konuşturur. Ne varki centilmenliği atasözlerinden pek bihaberdir.
Leo: Eee, akşam güzeli güneşe vurur diye boşuna dememişler
Pınar: Akşam güzeli güneşe vuruyor demek...


..ama bitmedi..
Beşiktaştaki Kadıköy iskelesi, yine akşam vakitleri, bu defa hedef AEE'dir
AEE: Öff en uzun boylu olarak en çok güneşi ben çekiyorum bu ne ya!
Leo: Eee, naparsın akşam güzeli yakışıklıya vurur...
AEE: Hönk?
Mert: Yorum yapmıyorum.
Diğer Yolcular: İPTAL!


6) Yıldız BKFK otobüste:
Alper: Abi bence bu şöyle olmalı (bir bilgisayar oyunundan bahsediyor)
Otobüsteki tanımadığımız X kişisi başını onaylar gibi sallar
AEE: Ha ondan sonra şu vardı hatta
X kişisi tekrar onaylar
Mert: Abi o oyun şu animeye çok benziyor (konu animeye kayar)
2-3 cümle X kişisi bunları da başını sallayarak onaylar
Tuğçe: Abi ben diyorum ki convention için şunları yapalım (etkinlikler hakkında)
X kişisi 2-3 cümleyi de burada onaylar

Otobüsten indikten sonra
Leo: Abi o adam kimdi?
Mert: Bilmem tanımıyorum
AEE: Ben de
Alper: Ben de
Tuğçe: Ben de
Leo: Eööö... peki...


7) Beta-con etkinliği kapsamında vampir köylü büyücü oynanmaktadır. Büyücü Leo'dur.

Gece olduğunda Pınardan şüphelenmekte olan Leo Pınar'ın vampir olup olmadığını kontrol eder, Pınar insan çıkar.

Gündüz olur entrikalı tartışmalar havada uçar. 5dknın ardından Leo olaya damgasını vurur. "Abi bakın Pınar böyle böyle konuşuyor, kesin vampir, yakalım gitsin", ardından tartışmanın ortasında Leo'da birden jeton düşer "Ya bi sn ben Pınar'ı kontrol etmiştim yahu, insan ki o..."
Pınar: "Nasıl konuşuyorsam artık bile bile yinede vampir dedin, kendimi tebrik ediyorum"


8)Yıldız beşiktaş kampüsünden aşağı inilmektedir, o sırada AEE solundaki kiler-i hümayun bahçesini göstererek sorar

AEE: Abi burası ne?
Leo: Divan-ı Hümayun bahçesi
AEE: Divan-ı Hümayun'un bahçede ne işi var abi adamlar bahçede mi toplanıyor, Kiler-i Hümayun olmasın o dediğin?
Leo: Hah o dediğinden işte.
AEE: Keh keh keh...

06 Eylül 2009 Pazar

Ayin

"Yapabilirim, yapabilirim ve yapmalıyım!"

Kendi kendine söylene söylene odada bir ileri bir geri yürüyordu. Önceki denemesinin başarıya ulaşamadığından korkuyordu, ve bu nedenle bir süredir ikinci bir deneme yapma düşüncesindeydi. Sonunda kararını vermişti, bu gün bunun için seçilmiş bir gündü, ve tekrar deneyecekti.

Önce bu iş için seçtiği müziği açtı, sonra yavaşça sırt üstü halıya uzandı. "Bu kez basit bir düğümden fazlası gerekecek." diye düşündü. Sistematik bir şekilde elindeki ipe özel bir düğüm attı, sonra bu ipi göğüs kafesinin üstüne yerleştirdi. Aslında solar plexus'un, ya da diğer ismiyle güneş sinir düğümünün üstüne yerleştirmesi gerekiyordu, ama böyle kapsamlı bir deneme yapmayalı uzun zaman olmuştu, ve solar plexus'un nerede olduğunu hatırlayamıyordu. "Önemli değil" diye düşündü, "Aslolan hep inanç olmuştur".

Müzik ilerlerken o, bacaklarını ve kollarını bir yıldızın kollarını temsil etmek üzere genişçe açtı. Sonra sağ elini yavaşça alnına dokundurdu, buradan sol dizine işaret etti, ardından sağ omzuna parmaklarının ucuyla dokundu, doğrusal bir şekilde sol omzuna geçip oradan çizdiği zahiri çizgiyi sağ dizine yönlendirdi ve alnına tekrar dokunarak hayalindeki şekli tamamladı. Bir enerji çemberi aniden zihninden belirip çizdiği şeklin etrafını sararak onu daha tanıdık ve bütün hale getirmişti, bir pentagram haline...

Müzik beklediği ilk vurgu notasına eriştiğinde bedeni kasıldı, enstrümanlar ve melodiler büyülü konfetiler ve kuyruklu yıldızlar gibi gözlerinin önünde bir anafor yaratmıştı. Bir kez daha bilincini gökyüzüne iterken bedeni tekrar kasıldı, ve kozmik enerjiye eriştiğini hissettiğinde gevşedi, adeta beyaz bir ışık sütunu içine girmiş gibiydi... Huzur dolu...

Bir süre bedeninin gevşemesine izin verdikten sonra harekete geçmeye karar verdi. Bilinci artık serbest olduğu için kendini beyaz ışık sütunu boyunca uzaya yükseltmeye başladı, ilerlerken müzikle uyumlu bir şekilde evrenden kozmik enerjileri çağırıyordu. Bütün hatları açıkta kalmış olan astral bedeninin etrafında bir romalı gibi beyaz bir kıyafet oluştu ilkin; bileklerinde uçuşan enerji şeritleri ortaya çıktı ardından, ve bu görünümü aniden ortaya çıkan bir çift beyaz kanatla tamamladı. Ama hala görünüşünden tatmin olmamıştı, yarattığı astral imaj fevkalade olmasına rağmen yaptığı ayinin amacına uymamıştı, bu nedenle kendini kanatlı bir unicorn'a dönüştürmeyi tercih etti. "İşte şimdi oldu." diye düşündü memnun bir şekilde.

Müziği dinlediğinde, son vurgu noktasına yaklaştığının farkına vardı, hedefine bir an önce ulaşmalıydı, ve dönüştüğü Unicorn formunda ışık hızıyla tekrar dünyaya atıldı. Bir saniye içinde hedefinin evini bulmayı başardı, oluşturduğu astral form pencereden içeri girerken perdeleri hafifçe dalgalandırmıştı. Hedefini bulduğunda müziğin vurgu noktasına saliseler kalmıştı.

Ve bir kez daha müziğin ritmine kapıldı, uzayın derinliklerinden gelen melodilerin enerjisini boynuzunda topladı ve karşısındakini gökkuşağının tüm renkleriyle yıkadı, bu tedavi ritüelini uzun zamandır kullanmamış olmasına rağmen içgüdüleriyle kozmik enerjiyi büktü, ve kendi iradesine uygun olarak iyileştirmeye odaklanmış bir şekilde tekrar yaymaya başladı. Topladığı tüm enerjiyi yoğun bir ışıma şeklinde yaydıktan sonra gözlerini açtı.

Müzik sona ermişti, ve tekrar odasındaydı...

Hedefinin ne hissettiğini biliyordu, ayin boyunca sürekli ismini ve iyileşmesini söylediği için muhtemelen kulağı epey bir çınlamıştı. Hatta olumlu düşünceler içinde olduğunu hesaba katarsa sağ kulağının çınladığını bile söyleyebilirdi.

Peki ya iyileşecek miydi? "Bunu zaman gösterecek." diye düşündü. Ve her ayinden sonra olduğu gibi, acıkan karnını doyurmak için mutfağa yöneldi...

04 Eylül 2009 Cuma

Müzik & Tedavi

Müzikle tedavi çalışmalarından güzel neticeler elde ediliyor. “Müzik ruhun gıdasıdır” sözüne artık “ kalbin de gıdasıdır” demek gerekiyor.

Çünkü ABD'li bilim adamlarının yaptığı bir araştırma bunu destekler nitelikte. ABD Maryland Üniversitesi Tıp Merkezi Kardiyoloji Merkezi Başkanı Dr. Michale Miller sevilen bir müziğin dinlenmesi sırasında kan damarlarının genişlediğini söylüyor. Miller, “Kan damarları o sırada tıpkı kahkaha atıldığı veya kanla ilgili ilâç alındığı sıradakiyle aynı derecede genişliyor” demiş. Damarlar açıldığında kan daha sakin ve düzenli akmaya başlıyor ve bu sırada kalp krizleri ve felçlere yol açan pıhtıların oluşması azalıyormuş. Yapılan araştırmaya göre gönüllüler sevdikleri müziği dinlerken kan damarları % 26 oranında genişlerken, hoşlanmadıkları müziği dinlediklerinde ise % 6 oranında daralıyormuş.

Ameliyatlarda da müzik kullanılıyor..
Doğuştan beyinsel engelli Nathalie henüz 3 yaşında bir çocuk. Nathalie'nin nefes alış verişini düzenlemek için bir hortum takılması gerekmiştir. Ancak küçük kız el ve ayaklarıyla bu yabancı cisme karşı koymaktadır. New York taki Tıp Merkezi'nde sakinleştirici ilâç yerine müzik tercih edilmiş. Dr Joanne Loewy yatağın ucuna monte ettiği trompete birkaç defa vurarak Nathalie'yi sakinleştirmeyi başarmış. Doktor, trompete her vurduğunda küçük kızın kalp ritimleri ve soluk alış verişi düzene girmiş. Almanya'nın Hellersen Spor Hastanesinde ise hastalar müzik eşliğinde ameliyat edilmeye başlanmış. Hastanenin anestezi uzmanlarından Ralph Spintge, ameliyatlarda hastalara verilen sakinleştirici miktar kısa sürede yarı yarıya düşerken müzikle yatışan hastaların daha kısa sürede iyileşerek taburcu edildiği belirtiliyor.
Colorado Üniversitesi'nin 1996 yılındaki üç haftalık çalışmasında 10 felçli hastaya her gün 30 dakika olmak üzere ritmik uyarıcı müzik dinletilmiş. Bu hastaların yürüme becerilerinde bariz bir gelişme olduğu gözlenmiş. Müzik terapisti Deforia Lane müziğin çocuklarda bağışıklık sisteminin işlevini arttırdığını vurgulamış. Terapistler “hoşunuza giden müzik ihtiyacınız olandır” diyorlar. Türkiye'de de bazı doktorların ameliyatları müzik eşliğinde yaptığını medyada okuyoruz.

Müzikle tedavi Osmanlıda başlamıştı.
Tarihçiler Ortaçağ Avrupa'sında zihinsel engelli insanları tedavi etmeyi bırakın ölüme terk ettiklerini söylerler. O dönem Osmanlı toplumunda bu hastalara nasıl yaklaşıldığının en bariz göstergesi ise tabiî ki dört bir tarafa yayılmış darü'ş-şifalardır. Bunlardan birini Edirne de görmüş ve gezmiştim. Yemyeşil bir mekânda, gürültüden uzak, huzurun kaynağında ehil ellerde suyun, müziğin iyileştirici özelliğiyle tedavi olan hastalar. Farabi, İbni Sina, Haşim Bey, Hasan Şuri gibi yazarların eserlerinde hangi makamların hangi hastalıklara iyi geldiği anlatılır. Meselâ Rast makamının felce, baş ve göz ağrısına, Uşşak makamı ayaklara iyi gelmekle birlikte ayrıca uyku ve insana gülme hissi vermekte, Hüseyni makamı karaciğer kalp, Nihavent kan dolaşımı, kaslar, Saba makamı (sabah ezanının okunduğu makam) cesaret ve kuvvet, Segah kalp, beyin için fayda sağlamakta olduğu ifade edilir. Elbette bu bilginin uzun süren tıbbî araştırmalarla desteklenmesi önemli. Yıllardır müzikle tedavi konusunda çalışan ve Tümata isimli müzikle tedavi grubunun kurucusu Doç Dr. Rahmi Oruç Güvenç şunları söylüyor: “Müzikle tedaviyi en çok stres, depresyon, şizofren gibi psikolojik rahatsızlıklar ve çeşitli ağrılarda kullanıyoruz. Örneğin depresyon sevilen bir objenin kaybıyla oluşur. Müzik sevilen ve kaybolan objenin yerine geçer. Müzik duygulardaki blokları açarak gevşemeyi sağlar. Suyun akışı ile kişinin suyun bir kolu olma bağlantısı kurulur.”

ALINTIDIR...

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Söyle Bana

Yazık bana, bunca emek verdim size, sana
Bilemezdim bu kadar kolay silinebileceğimi, kısa zamanda
Yazık bana, böyle lekelenmek yakışmadı bana...

Buna izin veremem bunu bilesin
Böyle bir hakaretin altında kalmam bunu da bilesin
Bana bunu diyorsun ama ya sen nesin
İhtimaller gözünde durur, sen bırakır gidersin

Çok kolay değil mi böyle bırakmak
"Olmuyor" deyip, kestirip atmak
Böyle mi senin aşk anlayışın
Hayata bakış açın, yaşam tarzın

Söyle, bir daha söyle, sence hangisi, seç birini
Güven uyandırmak mı, güven duymak mı önemli
Mutlu olmanı isteyenlere böyle mi cevap vermeli
İçinde inanmadığın birşeyi yapmak bu kadar mı eğlenceli

Tek celsede yalancı hükmü verdin peşin peşin; hiç tartmadın, etmedin
Söyle, durma cevap ver, bu mudur senin inandığın, güven dediğin
Kuru kuru güven demekle olmuyor demek senin bu güven dediğin
Onca kelime, kifayetsiz nihayetinde, nasıl daha devam edeyim, ne diyeyim

Lakin güvensiz demen çok doğru bana, gerek yok artık yalana
Ancak bilesinki tek amacım mutluluk aşılamaktı sana
Gerçekler isteyene gelir daima, kalamaz hasır altında
Ve bu gün hiç gelmesin isterdim tüm kalbimle aslında

Artık çok geç, ok yaydan çıktı
Yoldan dönecek kavşak kalmadı
Eğer gerçekleri istersen
Bu akıl bunları bir bir açıklamalı

Ya ilk günden beri yalan söylemişsem sana
Kaldırabilecek mi senin ruhun, aklın; söyle bana
Her zaman gerçekleri bilmek ister insan bilirim ama
Söyle bana, huzuru bulacak, mutlu olacak mısın bu sahnenin sonunda...

Söyle bana...
Tercihini...
Yalanları...
Ya da gerçekleri...

Söyle bana. . .

06 Haziran 2009 Cumartesi

Siyanür Efsaneleri - Ariana'nın Yüzüğü

- 1 -
Ariana’nın Yüzüğü

Ariana elindeki safir yüzüğe dalgın dalgın bakıyordu. Bir gece rüyasında bir perinin ona bu yüzüğü verdiğini görmüştü ve sabah uyandığında parmağına takılı bulmuştu yüzüğü. Yüzüğü düşünmekten vazgeçip sarayın bahçesine inmeye karar verdi. Dışarıda ılık bir meltem esiyordu. Muntazam bir şekilde ekilmiş lalere takıldı gözleri. Sonra havuzun yanındaki taşa oturdu suya dalgın dalgın bakmaya başladı. Su her zamankinden mavi görünüyordu sanki.

Rüzgarla beraberinde gelen güzel kokular iç dünyasını daha da aydınlığa taşımıştı.Yüzük ile tanışmadan önce hiç bu kadar mutlu olmamıştı.Bu güzelliklerin yüzükten kaynaklanabileceği aklından geçmiyor değildi. Birden babası Sanchez seslendi " Kızım hadi gel kahvaltı hazır.". Ariana doğruca şatonun kahvaltı yapılan salonuna doğru ilerledi.Şato o kadar büyüktü ki Sabah öğle ve akşam yemekleri ayrı salonlarda yeniliyordu.Ariana sofraya geçti.O sırada sofrada babası Sanchez , Annesi Sydnee bulunuyordu. Ariana'nın babasının İspanyol Annesinin Fransız olması , kahvaltı sofrasının bir hayli geniş menüye sahip olmasının nedenlerinden biriydi. Bay Sanchez hizmetçiye seslendi “Biraz tuz getirir misin?”

Hizmetçi tuzu getirdi. Babası Sanchez kızı Ariana'nın yüzüne baktı ve, "Kızım bu gün daha mutlusun sanki, yüzünde çok hoş bir ifade var nedir bu mutluluğunun sebebi?" diye sordu Ariana'da bilmiyordu mutluluğunun nedenini. Babasına baktı sadece. Kahvaltısını bitirdi ve kalktı.O koca şatoda o koca odasına doğru yürümeye başladı.Yürürken aklından yüzlerce soru geçiyordu.İçinde fark edemediği bir merakı vardı. Odasına çıktığında rüyasını düşünmeye başladı ve mutluluğunun sebebinin aslında parmağındaki yüzük olduğunun farkına vardı. Başladı yüzüğün sırrını çözmek için düşünmeye. Düşünüyor, düşünüyor ama gene de bulamıyordu ve birden aklına geçen gece başından geçen olay geldi.

Yine son derece gerçekçi bir rüya görmüştü. Rüyasında sarayın bahçesindeki havuzun suyuyla oynuyordu ve birden sular safir mavisi bir renk alıp bir hortum gibi dönerek yükselmişti. Başladığı gibi aniden duruveren hortumla beraber havuza yağan sular durduğunda Ariana havuza düşmeyip havada asılı kalan bir nesnenin farkına varmıştı. Bu nesne ucunda çember şeklinde bir safir olan bir kolyeydi. Ariana bunu hatırladığında hızla odasından fırladı ve koridorun sonundaki bir diğer odaya doğru hızlı adımlarla yürüdü, ardından kapıdan içeri attı kendini. Ariana rüyadan sonra ellerinin arasında bulduğu kolyeyi içinde bulunduğu çalışma odasında çekmeceye bıraktığını hatırladı. Çekmeceye yöneldi tam bir iki adım attı ki ayağının bir şeye değdiğini fark etti kolye yerde tam orada duruyordu. Halbuki çekmeceye koyduğunu çok iyi hatırlıyordu. Kolyeyi eline aldı. Bir elinde yüzük diğerinde kolye, ikisinin sanki birbirini tamamlayan parçalar olduğunu düşündü...

Ariana kolyeyi eline aldı ve aklının ucunda beliren hayalde üçgen mavi bir tılsım gördü, bahçedeki mavi havuzdaydı. Apar topar bahçeye koştu ve havuzun yanına geldi, ne yapacağını biliyordu. Yüzüğün takılı olduğu eliyle kolyeyi öne doğru uzattı ve havuzun suları canlanmışçasına yükselti ve anafor gibi dönmeye başladı. Döndü, döndü, muazzam bir hızla dönerken su minik damlacıklar halinde havada uçuşuyordu ve Ariana üçgen tılsımı gördü.

Elini tılsıma doğru uzatırken yüzük de elinin etrafında görünmez bir kalkan oluşturdu onu sudan korumak için. Uzandı ve parmakları tılsıma dokundu... Muazzambir patlamayla sular etrafa saçıldı, dağıldı. Ariana patlamanın şiddetiyle yere düştü.

Kolye yüzük ve tılsım birleşmişti... Ariana onu boynuna taktı...

Etraf sessizleştiğinde Ariana ayağa kalktı ve gördü. Artık evinin bahçesinde değildi...

Artık devasa bir şatonun önündeydi...

Siyanür, sessiz notaların şatosu...

Büyük avludan sesler geliyordu, ve Ariana, şatodan gelen müzik seslerinin büyüsüne kapılmış bir şekilde şatoya doğru yürümeye başladı, şatonun kapısına vardığında kapıdaki hizmetkar: "Hoş geldiniz biz de sizi bekliyorduk" diyerek kapıyı ardına kadar açtı ve koşar adımlarla oradan uzaklaştı, Ariana daha bir şey söyleyemeden hizmetkar, şatonun büyük avlusunda kayboluverdi. Bu olaydan bir kaç dakika sonra şatodan gelen müzik sesleri kesildi.etraf artık iyice kararmıştı, içindeki korku git gide artıyor ve göz bebekleri büyüyordu...soluğu kesildi ve bir kayanın üstüne oturdu. Gökyüzünü seyretmeye başladı.

Ve bir ses geldi....

Hikayemize katkıda bulunan yazarlarımız;
Angelica
Leonard
Mezguaşe
Nicely
Pardus
Şela
ve Tristus'a teşekkürler.

2. bölümde görüşmek üzere...

21 Mayıs 2009 Perşembe

Bir Yaratıcılık Öyküsü

Küçük koyun Betsy Popsy kurt ile deredeymiş, kurdun adı Dimitris Pipisipis imiş. Bir gün bunlar ( kardeş bunlar ) balığa gitmişler. Küçük koyun Betsy bir balık yakalamış, ben vejeteryanım diyerek balığı yemiş (çiğ çiğ, suşi). Kurt da anti-vejeteryan imiş ve o da salata yemiş.

Sonra bunlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine, gökten üç suşi düşmüş, birini koyun, birini kurt, birini balık yemiş.

Derken olaya atom karınca katılmış, "Hani benim suşi'm?" demiş. Betsy Popsy demiş ki "Atta'ya gitti". "O zaman bende gideyim." demiş atom karınca ve gitmiş.

Demezken, Dimitris de "Hadi ava gidelim" demiş ( Yarım a, yarım ava ) küçük koyun Betsy Popsy ve balık Kalisteyas da bunu kabul etmiş. Yolda bunlara egzotik jojoba çiçekleri katılmış. Balık Kalisteyas, "Çok ezgotiksiniz" demiş. Jojoba çiçekleri de "Teveccühünüz." demiş (Soğan cücüğünüz).

Eee peki ya alanı?
Pratik olalım!

Reklamlardan sonra Betsy Popsy, Dimitris Pipisipis, Kalisteyas ve egzotik jojoba çiçeği Egzotica, beraber oz büyücüsünü aramaya koyulmuş...

...

Candemir Özdemir & Serkan Özkan
2006'da yazılmıştır...

Anlamsız Bir Gece

Enigmanın içinde kaybolsa bu gece
Aklında döner binbir bilmece
Kal benimle gitme bu gece
Anlat
Kayıp düğümlerini aklın, bir bir çöz
Yakala uçlarını, karışmasın tekrar
Kaybetmesin berraklığını
Tıpkı bir kristal misali
Dinle
Kayıp çocuğun masalını dinle
Söyledikleri paramparça belki
Sanki kalbi gibi, değil mi?
Yüzüne bakma sakın
Korkmasın çekinmesin
Söyleme
Neler gördüğünü söyleme
Bırak kayıp kalsın bazı gerçekler
Aklını bükme deliliğe
Bırak olsun bu gece
Doğaçlama dolu bir gece...

Berbat değil mi sence de?