Hep geliyor yine geldi,
Sen beni terk ettiğinden beri.
O yeni dostum
Ve galiba kader ortağım.
Her gece beni ziyaret ediyor.
Hayalet gibi bir şey o,
Hem odamda belirmesi bakımından,
Hem de görünüş.
Buğulu ama donuk bakışlar
Ve kıpkırmızı şiş gözler,
Sanki bütün gece ağlamış.
Herhalde onun da sevgilisi onu bırakmış,
Senin beni bıraktığın gibi.
Ama ben unuttum şimdi,
Bak gülümsüyorum,
Bak gülümseyişim onu da cesaretlendiriyor,
O da gülümsüyor.
Ama gözleri hala unutmadım diyor.
Yüzündeki ifade,
Korkunç bir halde,
Ona acıyorum. Keşke unutabilse benim gibi.
Ve ona merhaba diyorum,
O da bana merhaba diyor.
Üzme kendini diyorum,
O da aynısını söylüyor.
Bak ben unuttum bile diyorum,
Bunu da yineliyor.
Ama aklım hayal gördüğümü söylüyor
Ve kalbim ekliyor.
''Aynalar cevap veremez.''
14 Mayıs 2011 Cumartesi
22 Ekim 2010 Cuma
Dönüp arkama baktığımda
Göremedim onu, denemek istedim seslenmeyi, ama göremedim
Saklıydı, gizliydi, yedi farklı tülün ardına gizliydi.
Arzuyla bekledim, oturdum kucağımda yazılı sayfalarla,
Her iki satır bir boşlukta, sevişmekte adeta yalanlarla.
Gözlerimi kapadım, gözyaşlarımı durdurmaya yetmedi
Ama yeterdi acı dolu bakışlarımı gizlemesi
Kağıtlar düştü kucağımdan sayfalar saçıldı yerlere
Dağıldı tüm kurallarım, ezberim, öğrendiklerim
İki musluktan bir akan yağmurla beraber uçtu tüller havaya
Yağan yağmurda bir gökkuşağı gibi, sırayla.
Gözlerimi kapadım, arkamdaki aynaya.
Görmek istemiyorum onu artık
Dönüp arkama baktığımda.
Saklıydı, gizliydi, yedi farklı tülün ardına gizliydi.
Arzuyla bekledim, oturdum kucağımda yazılı sayfalarla,
Her iki satır bir boşlukta, sevişmekte adeta yalanlarla.
Gözlerimi kapadım, gözyaşlarımı durdurmaya yetmedi
Ama yeterdi acı dolu bakışlarımı gizlemesi
Kağıtlar düştü kucağımdan sayfalar saçıldı yerlere
Dağıldı tüm kurallarım, ezberim, öğrendiklerim
İki musluktan bir akan yağmurla beraber uçtu tüller havaya
Yağan yağmurda bir gökkuşağı gibi, sırayla.
Gözlerimi kapadım, arkamdaki aynaya.
Görmek istemiyorum onu artık
Dönüp arkama baktığımda.
16 Eylül 2010 Perşembe
Ayrılık
Daha önce de oldu. Hep olur.
Ama sevgili bu. Herhangi biri değil. Aynı yastığa baş koyduğun, aynı nefesi paylaşarak uykuya dalamadığın, elele gezerken ikinizin de ellerinizin terlemesini umursamadığın, annenden sonra "ne zaman traş olacaksın" diyen ikinci kişi.
Canın sanıyordun ama değilmiş. Diğer yarım diyordun ama elma çürümüş. Ara sıra verdiği tüm güvensizliğe, zaman zaman oynadığı tüm rollere, belki de seni kaybetmemek için söylediği ama yine de "yalan" olan tüm yalanlarına rağmen sevgilindi o senin. Arada yüzlerce kilometre olmasına rağmen, dışarı çıkmak için hazırlanırken sorgusuz sualsiz duvara yaslayıp öptüğün sevgilindi o.
Güzel şeyler yaşadınız. Pişman oldun belki ayrıldığına. Ama şu andaki "yalanın içinde yaşamaktansa kafam rahat olur" düşüncesi ne demek oluyor peki? Neden hiç bir ayrılık bu kadar midene oturmadı? Neden daha önceki iplerin kopuşu yarım saattir oturduğun zifir karanlık odada şiddetli bir ışığı açıp yüzüne tutmadı, rahatsız etmedi?
Çünkü şapşalın tekisin. O kadar alışmışsın ve o kadar üşengeçsin ki "başka birini nereden bulacağım ben" diye düşünüyorsun.
Korkuyorsun belki de. Bu kadar ilgi gösterdiğin, bu kadar düşündüğün, bu kadar kendini paraladığın halde tekrar ayrılmak zorunda kalmaktan korkuyorsun. Eskiden birileri korkunun ecele faydası yok demiş, korkunun hiç bir şeye faydası yok. Ne sevgiye, ne ilgiye, ne boka, ne püsüre.
Korkmaktansa herkes gibi olacaksın: Gözlerin sonuna kadar kapalı, bırak ne bok yerse yesin. İster aldatsın, ister hayvan gibi davransın, ama yine de "beraber" olun. Senin ellerin de armut toplamasın bu arada, sen de önüne gelene asıl, elbet birkaç fırsat çıkar karşına. Performansının ortasında belki şöyle bir durup ne yaptığını ve nasıl bir insan haline geldiğini düşünürsün. Salla, yaptığın işe odaklan. Reklam gerek. Ne demiş yatakta oturup gömleğini iliklerken arkasındaki insana bakmaya tenezzül bile etmeyen biri? "şikayetlerinizi bize, memnuniyetlerinizi arkadaşlarınıza." Hahahahaha.
Böyle biri olabilecek misin? İyi düşün.
Konu dağıldı mı? Hazır başlamışken bunu da düşün. Bak, ayrılık neler getiriyor insanın aklına?
Canını ne kadar acıtmış olursa olsun, insandı. Ve sevgilindi. Seni gerçekten seviyordu. Hep sebepler. Hep. Olmasa olmaz mıydı sanki?
(Şimdiden yan çizmeye başladın. Utanmasan arayıp "ben ayrılmak istemiyorum, hata ettim" mi diyeceksin? Angutun biri olduğunu tekrar tekrar suratına mı vurmak gerekiyor yoksa?)
Sevgili. Ayrılana kadar bu kelimenin anlamını bilmediğini fark et. Her ayrılışında hatırla, her beraberliğe başladığında tekrar unut. Başka türlü gelenek bozulur.
Ayrılık. Ve yaptığın şeylerden asla pişman olma. "Kaçan kovalanır" gibi aptalca düşünceleri bir kenara bırak ve hayatını yaşa. Çünkü ayrılık senin aklına getirmediğin, getiremediğin her şeydir. Kafa yorma, olmayanı arama.
Sana kimse ayrılığın güzel bir şey olduğunu söylememişti. Sevgiliyken, beraberken dokunmanın, yanında olmanın tadını çıkar ama iş ayrılığa gelince yerin, hayıflan. Yok öyle. Gül, diken.
Tamam, kısa kes. altı üstü ayrılık işte. amma tatava yaptın. Kalk yüzünü yıka.
..yıldızlar bu gece her zamankinden daha uzak.
ALINTIDIR!
Ama sevgili bu. Herhangi biri değil. Aynı yastığa baş koyduğun, aynı nefesi paylaşarak uykuya dalamadığın, elele gezerken ikinizin de ellerinizin terlemesini umursamadığın, annenden sonra "ne zaman traş olacaksın" diyen ikinci kişi.
Canın sanıyordun ama değilmiş. Diğer yarım diyordun ama elma çürümüş. Ara sıra verdiği tüm güvensizliğe, zaman zaman oynadığı tüm rollere, belki de seni kaybetmemek için söylediği ama yine de "yalan" olan tüm yalanlarına rağmen sevgilindi o senin. Arada yüzlerce kilometre olmasına rağmen, dışarı çıkmak için hazırlanırken sorgusuz sualsiz duvara yaslayıp öptüğün sevgilindi o.
Güzel şeyler yaşadınız. Pişman oldun belki ayrıldığına. Ama şu andaki "yalanın içinde yaşamaktansa kafam rahat olur" düşüncesi ne demek oluyor peki? Neden hiç bir ayrılık bu kadar midene oturmadı? Neden daha önceki iplerin kopuşu yarım saattir oturduğun zifir karanlık odada şiddetli bir ışığı açıp yüzüne tutmadı, rahatsız etmedi?
Çünkü şapşalın tekisin. O kadar alışmışsın ve o kadar üşengeçsin ki "başka birini nereden bulacağım ben" diye düşünüyorsun.
Korkuyorsun belki de. Bu kadar ilgi gösterdiğin, bu kadar düşündüğün, bu kadar kendini paraladığın halde tekrar ayrılmak zorunda kalmaktan korkuyorsun. Eskiden birileri korkunun ecele faydası yok demiş, korkunun hiç bir şeye faydası yok. Ne sevgiye, ne ilgiye, ne boka, ne püsüre.
Korkmaktansa herkes gibi olacaksın: Gözlerin sonuna kadar kapalı, bırak ne bok yerse yesin. İster aldatsın, ister hayvan gibi davransın, ama yine de "beraber" olun. Senin ellerin de armut toplamasın bu arada, sen de önüne gelene asıl, elbet birkaç fırsat çıkar karşına. Performansının ortasında belki şöyle bir durup ne yaptığını ve nasıl bir insan haline geldiğini düşünürsün. Salla, yaptığın işe odaklan. Reklam gerek. Ne demiş yatakta oturup gömleğini iliklerken arkasındaki insana bakmaya tenezzül bile etmeyen biri? "şikayetlerinizi bize, memnuniyetlerinizi arkadaşlarınıza." Hahahahaha.
Böyle biri olabilecek misin? İyi düşün.
Konu dağıldı mı? Hazır başlamışken bunu da düşün. Bak, ayrılık neler getiriyor insanın aklına?
Canını ne kadar acıtmış olursa olsun, insandı. Ve sevgilindi. Seni gerçekten seviyordu. Hep sebepler. Hep. Olmasa olmaz mıydı sanki?
(Şimdiden yan çizmeye başladın. Utanmasan arayıp "ben ayrılmak istemiyorum, hata ettim" mi diyeceksin? Angutun biri olduğunu tekrar tekrar suratına mı vurmak gerekiyor yoksa?)
Sevgili. Ayrılana kadar bu kelimenin anlamını bilmediğini fark et. Her ayrılışında hatırla, her beraberliğe başladığında tekrar unut. Başka türlü gelenek bozulur.
Ayrılık. Ve yaptığın şeylerden asla pişman olma. "Kaçan kovalanır" gibi aptalca düşünceleri bir kenara bırak ve hayatını yaşa. Çünkü ayrılık senin aklına getirmediğin, getiremediğin her şeydir. Kafa yorma, olmayanı arama.
Sana kimse ayrılığın güzel bir şey olduğunu söylememişti. Sevgiliyken, beraberken dokunmanın, yanında olmanın tadını çıkar ama iş ayrılığa gelince yerin, hayıflan. Yok öyle. Gül, diken.
Tamam, kısa kes. altı üstü ayrılık işte. amma tatava yaptın. Kalk yüzünü yıka.
..yıldızlar bu gece her zamankinden daha uzak.
ALINTIDIR!
18 Temmuz 2010 Pazar
Sadece bir kitap
Ben bir hikaye kitabı olmak isterdim. "Doyamadan bitti" demeyecek kadar uzun, ama bezdirmeyecek kadar da kısa olmalı bu kitap. İçinde toplanıp beraber şarkı söyleyen insanlar olmalı, mutluluk dolu. Sayfalarında kimi zaman çoşku, kimi zaman dinginlik olmalı.
Kitaba her göz gezdirişin ayrı bir tat bırakmalı damakta. Bir sayfada muzip bakışlar olmalı, hemen ardında gizemli bir gölgeyle perdelenmeli, korkunç olmalı. Kızgın, tehlikeli bakışlar atmalı, ürkünç ilahilerle bezenmeli.
Her cümle ayrı bir tını vermeli kulağa. Bir melodisi olmalı. Sayfaları çevirdikçe adeta bir opera aryası gibi önce hayal dünyana akmalı, seni cezbetmeli, kendini kabul ettirmeli, takdir duygusu oluşturmalı. Yükselip alçalan notalar, değişen oktavlarla seni şaşırtmalı, ancak yormamalı. Bir zirvesi olmalı takdire şayan, ama zirvede bitmemeli. Muhteşem bir kompozisyon gibi zirveye yükselmeli, ama her kelimesiyle adeta eşsiz bir mücevher gibi çevresini süslemeli, tablonun tamamlanmasıyla nefesin kesilmeli.
Her bölümünde ayrı bir heyecan olmalı, adeta bir dans pistinde, sevdiğin insanla, arzu dolu bir tango yapmanın zevkini taşımalı. Önce adım adım yaklaşmalı, şık bir reverans yapmalı. Sonra yavaş yavaş yükselmeli, ve okuyan kişiyi kucaklamalı. Rüyalar diyarına taşımalı onu, sadece okuyucu ve kitap olmalı, sadece ikisi olmalı bu dansta. Dökülen gül yapraklarının teninde yarattığı ipeksi hissi yaşatmalı. Finale yaklaşırken tutkusunu iyice belirgin hale gelmeli, okuyucu adeta kendine bağımlı hale getirmeli, onu daha sıkı kucaklamalı. Unutulmaz bir gece yaşatmalı.
Son olarak, sırf mutlulukla bezeli olmamalı, gerçek hayatta acının, kısır döngülerin, çaresizliğin, kendini kandırmanın da var olduğunu belirtmeli. Bunların kötü, ancak yine de tecrübe edilmesi gereken etmenler olduğunu açıklayabilmeli.
Özetle bu kitap, okuyan her yarım insanı bir bütün, belki de çok daha fazlası haline getirmeli.
Kitaba her göz gezdirişin ayrı bir tat bırakmalı damakta. Bir sayfada muzip bakışlar olmalı, hemen ardında gizemli bir gölgeyle perdelenmeli, korkunç olmalı. Kızgın, tehlikeli bakışlar atmalı, ürkünç ilahilerle bezenmeli.
Her cümle ayrı bir tını vermeli kulağa. Bir melodisi olmalı. Sayfaları çevirdikçe adeta bir opera aryası gibi önce hayal dünyana akmalı, seni cezbetmeli, kendini kabul ettirmeli, takdir duygusu oluşturmalı. Yükselip alçalan notalar, değişen oktavlarla seni şaşırtmalı, ancak yormamalı. Bir zirvesi olmalı takdire şayan, ama zirvede bitmemeli. Muhteşem bir kompozisyon gibi zirveye yükselmeli, ama her kelimesiyle adeta eşsiz bir mücevher gibi çevresini süslemeli, tablonun tamamlanmasıyla nefesin kesilmeli.
Her bölümünde ayrı bir heyecan olmalı, adeta bir dans pistinde, sevdiğin insanla, arzu dolu bir tango yapmanın zevkini taşımalı. Önce adım adım yaklaşmalı, şık bir reverans yapmalı. Sonra yavaş yavaş yükselmeli, ve okuyan kişiyi kucaklamalı. Rüyalar diyarına taşımalı onu, sadece okuyucu ve kitap olmalı, sadece ikisi olmalı bu dansta. Dökülen gül yapraklarının teninde yarattığı ipeksi hissi yaşatmalı. Finale yaklaşırken tutkusunu iyice belirgin hale gelmeli, okuyucu adeta kendine bağımlı hale getirmeli, onu daha sıkı kucaklamalı. Unutulmaz bir gece yaşatmalı.
Son olarak, sırf mutlulukla bezeli olmamalı, gerçek hayatta acının, kısır döngülerin, çaresizliğin, kendini kandırmanın da var olduğunu belirtmeli. Bunların kötü, ancak yine de tecrübe edilmesi gereken etmenler olduğunu açıklayabilmeli.
Özetle bu kitap, okuyan her yarım insanı bir bütün, belki de çok daha fazlası haline getirmeli.
6 Haziran 2010 Pazar
Eurovision Finalinden birkaç not...
- Veee eurovision tüm hızıyla esiyor! 4. sırada Moldova ilk düzgün performans veren ülke oldu, salyalarım akarak seyrettim şovu!
- 6. şarkı bosna hersek'e ait. Solist çok marjinal çok güzel elektro gitar çalma rolü yapamıyor :D
- 11. sırada yunanistan korkutucu şekilde güzel bir performans sergiledi! ilk 3 desek?
- Wuuuhuuu, Manga 14. sırada çıkıp ortalığı kasıp kavurdu! İlk 3 mü yoksa!
- 15. sırada çıkan arnavutluğun şarkısı benim favori şarkım olsa da canlı performansı diğer yarışmacılar yanında sönük kaldı :(
- 20. sırada çıkan rusya niye 6 tane erkekle çıkmış sahneye? Yahu hatun koysaydınız 2-3 tane! Rusya yahu!
- Vazgeçtim... 21. sırada çıkan Ermenistan, göğüsten ibaret bir hatun koymuşlar. Hatunda göğüs var... başka da HİÇ bir şey yok.
- 2. sırada çıkan ispanya sahneye birilerinin atlaması nedeniyle tekrar sahne almak istedi. Bütün şarkıların ardından tekrar ispanya çıktı :D
- 8. sırada çıkan Sırbistan'ın solistini şarkı söylediği ana kadar kadın sandım... erkekmiş...
Ama tabi ki de her zaman olduğu gibi yanlış tahminlerimiz de oldu doğru tahminlerimiz de. Ama eurovision heyecanlıydı bence :D Fazla güzel değildi belki, ama heyecanlıydı. :D
5 Ocak 2010 Salı
Mevsimsiz

Mevsimsiz baharın şairiyim ben
Bahçemde birini görüyorum
Devasa kanatlı birşey, elinde bir mesaj
Gidiyor bir yere içimdeki huzurla birlikte
Mevsimsiz bir yazın şairiyim ben
Ellerini havaya kaldırmış biri var orda
Bir orkestra şefi gibi ahenkle
Yönetiyor tabiatı elleriyle
Mevsimsiz bir güzün şairiyim ben
Bakın orada birisi var
Sandığın içinden bir boru çıkarıyor
Galiba üflemek için o anı bekliyor
Mevsimsiz bir kışın şairiyim ben
O siyah kukuletalı kişi de kim?
Elinde bir orak bana yaklaşıyor
Biliyorum beni ebediyete taşıyor
21 Ekim 2009 Çarşamba
Fantastik bir grubun sıradan diyaloglar #2
X) Leo, pınar, sedat ve AEE; king oynamaktadır. Muhabbet bir şekilde şu noktaya gelir:
...
AEE: King'den kız mı kalkar, nerede duyulmuş?
Pınar: Ben kalkarım!
Sedat: NEEEE?
1) Leo ve Pınar, Fatihin evinin nerede olduğu hakkında konuşmaktadır, uzun çalışmalardan sonra Leo hatırlar gibi olur ve haykırır: "Ahanda galiba hatırladım, iskele başı'nda kalıyordu"
Pınar: O dediğin yer baltalimanı olmasın kuzum?
Leo: Şeyy...
2) Mert ve Fatih Bant Aggro destesinde neden elspeth olduğunu tartışmaktadır, o sırada Leo gereksiz bir azametle onlara dönerek konuşur
"Odesdelsbesdeste! Tabiki de olur!" ( O deste Elspethlik deste demeye çalışmıştır )
Bunun ardından Leo'nun suratını kaplayan muhteşem-açıkladım-herşeyi ifadesi de gelince:
Fatih: Hmm, evet çok doğru
Mert: Abi ne dedi ki bu ben anlamadım
Fatih: Bilmem, ben sadece onaylamam gerektiğini düşündüm?
3) Leo ve Pınar ünlü bir elektronik mağazasında 2+1 ses sistemi beğenmektedirler, o sırada mağaza görevlisi olaya damlar:
"O marka dandik gelin size şunu vereyim" ( dandik olarak adlandırılan marka Creative, vermek istediğiyse adını duymadığım bir marka)
Bunun üzerine işi inada bindiren Pınar dandik denilen ürünü almaya karar verir, ve görevliden 2. bomba:
Görevli: Ondan kalmamış bizde
Pınar: Depodan getirtin?
Görevli: Orada da yok
Pınar: Başka şubenizde var mı?
Görevli: Bir bakayım ( bilgisayara yönelir )
Görevli: Sadece anadolu yakasında var ( Ama çok uzak siz gitmezsiniz keh keh )
Pınar: ( bilgisayara göz atma fırsatı bulmuştur ) Bakın orada taksim şubesinde de var diyor.
Görevli: Aaa, gerçekten de öyle, ama bakın orada 2 tane kalmış biri kesin teşhirdir, diğeri de ööö... bozuktur! (Abart)
Pınar: Tamam ben taksime gidiyorum teşekkürler...
Taksimdeki şubede neyseki daha karakter sahibi bir mağaza görevlisi vardır
Pınar: Şu ürünü alacaktım ben ( kodunu filan söyler )
Görevli: Bakayım bizde var mı ondan?
Pınar&Leo: VAR VAR 2 TANE VAR!
Görevli: P-Peki tamam h-hemen getiriyorum!
4)Rüzgarlı bir gün, Yıldız BKFK Standı...
Rüzgar: Püfff!
AEE: pöffff (Saçları uzundur)
Leo: kıkır :) (Saçları daha az uzundur)
Rüzgar: Püfüdüüü!
AEE: Pöfff! (Saçlar çılgınca uçar )
Leo: kıkır kıkır =))) ( Saçlar ahenkle dalgalanır )
Rüzgar: Püfürrr!
AEE: YETER ULAN SAÇLARIM GÖZÜME DOLDU!
Leo: -dumur-
Leo: ( bunu şarkı mı yapsam acaba )
5)Yıldız BKFK klüp odası, akşam vakitleri ortalıkta muhabbet dönmektedir, odaya giren akşam güneşinin Pınara gelmesini fırsat bilen Leo centilmenliğini konuşturur. Ne varki centilmenliği atasözlerinden pek bihaberdir.
Leo: Eee, akşam güzeli güneşe vurur diye boşuna dememişler
Pınar: Akşam güzeli güneşe vuruyor demek...
..ama bitmedi..
Beşiktaştaki Kadıköy iskelesi, yine akşam vakitleri, bu defa hedef AEE'dir
AEE: Öff en uzun boylu olarak en çok güneşi ben çekiyorum bu ne ya!
Leo: Eee, naparsın akşam güzeli yakışıklıya vurur...
AEE: Hönk?
Mert: Yorum yapmıyorum.
Diğer Yolcular: İPTAL!
6) Yıldız BKFK otobüste:
Alper: Abi bence bu şöyle olmalı (bir bilgisayar oyunundan bahsediyor)
Otobüsteki tanımadığımız X kişisi başını onaylar gibi sallar
AEE: Ha ondan sonra şu vardı hatta
X kişisi tekrar onaylar
Mert: Abi o oyun şu animeye çok benziyor (konu animeye kayar)
2-3 cümle X kişisi bunları da başını sallayarak onaylar
Tuğçe: Abi ben diyorum ki convention için şunları yapalım (etkinlikler hakkında)
X kişisi 2-3 cümleyi de burada onaylar
Otobüsten indikten sonra
Leo: Abi o adam kimdi?
Mert: Bilmem tanımıyorum
AEE: Ben de
Alper: Ben de
Tuğçe: Ben de
Leo: Eööö... peki...
7) Beta-con etkinliği kapsamında vampir köylü büyücü oynanmaktadır. Büyücü Leo'dur.
Gece olduğunda Pınardan şüphelenmekte olan Leo Pınar'ın vampir olup olmadığını kontrol eder, Pınar insan çıkar.
Gündüz olur entrikalı tartışmalar havada uçar. 5dknın ardından Leo olaya damgasını vurur. "Abi bakın Pınar böyle böyle konuşuyor, kesin vampir, yakalım gitsin", ardından tartışmanın ortasında Leo'da birden jeton düşer "Ya bi sn ben Pınar'ı kontrol etmiştim yahu, insan ki o..."
Pınar: "Nasıl konuşuyorsam artık bile bile yinede vampir dedin, kendimi tebrik ediyorum"
8)Yıldız beşiktaş kampüsünden aşağı inilmektedir, o sırada AEE solundaki kiler-i hümayun bahçesini göstererek sorar
AEE: Abi burası ne?
Leo: Divan-ı Hümayun bahçesi
AEE: Divan-ı Hümayun'un bahçede ne işi var abi adamlar bahçede mi toplanıyor, Kiler-i Hümayun olmasın o dediğin?
Leo: Hah o dediğinden işte.
AEE: Keh keh keh...
...
AEE: King'den kız mı kalkar, nerede duyulmuş?
Pınar: Ben kalkarım!
Sedat: NEEEE?
1) Leo ve Pınar, Fatihin evinin nerede olduğu hakkında konuşmaktadır, uzun çalışmalardan sonra Leo hatırlar gibi olur ve haykırır: "Ahanda galiba hatırladım, iskele başı'nda kalıyordu"
Pınar: O dediğin yer baltalimanı olmasın kuzum?
Leo: Şeyy...
2) Mert ve Fatih Bant Aggro destesinde neden elspeth olduğunu tartışmaktadır, o sırada Leo gereksiz bir azametle onlara dönerek konuşur
"Odesdelsbesdeste! Tabiki de olur!" ( O deste Elspethlik deste demeye çalışmıştır )
Bunun ardından Leo'nun suratını kaplayan muhteşem-açıkladım-herşeyi ifadesi de gelince:
Fatih: Hmm, evet çok doğru
Mert: Abi ne dedi ki bu ben anlamadım
Fatih: Bilmem, ben sadece onaylamam gerektiğini düşündüm?
3) Leo ve Pınar ünlü bir elektronik mağazasında 2+1 ses sistemi beğenmektedirler, o sırada mağaza görevlisi olaya damlar:
"O marka dandik gelin size şunu vereyim" ( dandik olarak adlandırılan marka Creative, vermek istediğiyse adını duymadığım bir marka)
Bunun üzerine işi inada bindiren Pınar dandik denilen ürünü almaya karar verir, ve görevliden 2. bomba:
Görevli: Ondan kalmamış bizde
Pınar: Depodan getirtin?
Görevli: Orada da yok
Pınar: Başka şubenizde var mı?
Görevli: Bir bakayım ( bilgisayara yönelir )
Görevli: Sadece anadolu yakasında var ( Ama çok uzak siz gitmezsiniz keh keh )
Pınar: ( bilgisayara göz atma fırsatı bulmuştur ) Bakın orada taksim şubesinde de var diyor.
Görevli: Aaa, gerçekten de öyle, ama bakın orada 2 tane kalmış biri kesin teşhirdir, diğeri de ööö... bozuktur! (Abart)
Pınar: Tamam ben taksime gidiyorum teşekkürler...
Taksimdeki şubede neyseki daha karakter sahibi bir mağaza görevlisi vardır
Pınar: Şu ürünü alacaktım ben ( kodunu filan söyler )
Görevli: Bakayım bizde var mı ondan?
Pınar&Leo: VAR VAR 2 TANE VAR!
Görevli: P-Peki tamam h-hemen getiriyorum!
4)Rüzgarlı bir gün, Yıldız BKFK Standı...
Rüzgar: Püfff!
AEE: pöffff (Saçları uzundur)
Leo: kıkır :) (Saçları daha az uzundur)
Rüzgar: Püfüdüüü!
AEE: Pöfff! (Saçlar çılgınca uçar )
Leo: kıkır kıkır =))) ( Saçlar ahenkle dalgalanır )
Rüzgar: Püfürrr!
AEE: YETER ULAN SAÇLARIM GÖZÜME DOLDU!
Leo: -dumur-
Leo: ( bunu şarkı mı yapsam acaba )
5)Yıldız BKFK klüp odası, akşam vakitleri ortalıkta muhabbet dönmektedir, odaya giren akşam güneşinin Pınara gelmesini fırsat bilen Leo centilmenliğini konuşturur. Ne varki centilmenliği atasözlerinden pek bihaberdir.
Leo: Eee, akşam güzeli güneşe vurur diye boşuna dememişler
Pınar: Akşam güzeli güneşe vuruyor demek...
..ama bitmedi..
Beşiktaştaki Kadıköy iskelesi, yine akşam vakitleri, bu defa hedef AEE'dir
AEE: Öff en uzun boylu olarak en çok güneşi ben çekiyorum bu ne ya!
Leo: Eee, naparsın akşam güzeli yakışıklıya vurur...
AEE: Hönk?
Mert: Yorum yapmıyorum.
Diğer Yolcular: İPTAL!
6) Yıldız BKFK otobüste:
Alper: Abi bence bu şöyle olmalı (bir bilgisayar oyunundan bahsediyor)
Otobüsteki tanımadığımız X kişisi başını onaylar gibi sallar
AEE: Ha ondan sonra şu vardı hatta
X kişisi tekrar onaylar
Mert: Abi o oyun şu animeye çok benziyor (konu animeye kayar)
2-3 cümle X kişisi bunları da başını sallayarak onaylar
Tuğçe: Abi ben diyorum ki convention için şunları yapalım (etkinlikler hakkında)
X kişisi 2-3 cümleyi de burada onaylar
Otobüsten indikten sonra
Leo: Abi o adam kimdi?
Mert: Bilmem tanımıyorum
AEE: Ben de
Alper: Ben de
Tuğçe: Ben de
Leo: Eööö... peki...
7) Beta-con etkinliği kapsamında vampir köylü büyücü oynanmaktadır. Büyücü Leo'dur.
Gece olduğunda Pınardan şüphelenmekte olan Leo Pınar'ın vampir olup olmadığını kontrol eder, Pınar insan çıkar.
Gündüz olur entrikalı tartışmalar havada uçar. 5dknın ardından Leo olaya damgasını vurur. "Abi bakın Pınar böyle böyle konuşuyor, kesin vampir, yakalım gitsin", ardından tartışmanın ortasında Leo'da birden jeton düşer "Ya bi sn ben Pınar'ı kontrol etmiştim yahu, insan ki o..."
Pınar: "Nasıl konuşuyorsam artık bile bile yinede vampir dedin, kendimi tebrik ediyorum"
8)Yıldız beşiktaş kampüsünden aşağı inilmektedir, o sırada AEE solundaki kiler-i hümayun bahçesini göstererek sorar
AEE: Abi burası ne?
Leo: Divan-ı Hümayun bahçesi
AEE: Divan-ı Hümayun'un bahçede ne işi var abi adamlar bahçede mi toplanıyor, Kiler-i Hümayun olmasın o dediğin?
Leo: Hah o dediğinden işte.
AEE: Keh keh keh...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


